15 Ekim 2019 Salı

HELAL YAŞAM REHBERİ




GIDA AROMALARINDA ALKOL

Bugün, gıda sanayiinde kullanılan koku verici aromalar, ekseriyetle alkolde eritilmiş, tabii veya sentetik esanslardan oluşmaktadır. Büyük çoğunluktaki İslam düşünürü, alkol içinde eritilmiş aroma ihtiva eden gıda maddesinin de helal olmadığı görüşündedir.

Çünkü, çoğu içildiği zaman sarhoşluk veren alkol, çok az da olsa bu gıda maddesine karışmıştır.


KATKI MADDELERİNDEKİ ŞÜPHELER

Gıda ürünlerinde kullanılan tüm katkı maddeleri için şüphe söz konusudur. Çünkü, hepsi de haram veya helal kökenli olabilirler. Mesela pek çok gıda ürününde kullanılan Mono ve Digliserid'lerin kökeni bitkisel yağlar olduğu takdirde helal olduğu halde, domuz ve helal kesim olmayan hayvanların yağları olduğu takdirde de haram olması söz konusudur.
Yine, gliserin, lesitin, peynir üretiminde kullanılan enzimler, mayalar kökenleri itibari ile helal de olabilir, haram da olabilir. Maalesef, market raflarını dolduran gıda ürünlerinin üzerindeki etiketlerde bu katkı maddeleri için ayrıntılı bilgi ekseriyetle mevcut değildir.

İster ecnebi ülkelerde, ister İslâm ülkelerinde olsun Müslüman'ın işi zor gözükmektedir.





Doç. Dr. İlker ALAT, sağlık sektöründe domuzdan elde edilen ürünlerin kullanıldığını, bunun bir skandal olduğunu belirtti. Günlük sağlık uygulamalarında helal-haram ilişkisini örneklerle anlattı.

Hastanelerdeki tedavi yöntemleri ve tedavide kullanılan araçlara değinen ALAT, içerdiği 'heparin' maddesinden dolayı serum takılan her insanın domuzla tanışmış olabileceğini kaydetti.

"DOMUZ KATKISI HAYATIN HER ALANINDA..."

Doç. Dr. İlker ALAT, domuz ve domuzdan elde edilen katkı maddelerinin sadece gıda alanında değil hayatımızın hemen her alanında karşımıza çıktığını belirterek; kapsüllü ilaçların kapsülünün jelatinden üretildiğini, jelatinin de domuz ve sığırdan elde edildiğini, sığırın ise nasıl kesildiğinin bilinmediği için helal olduğunun söylenemeyeceğini dile getirdi. Haramla şifa bulunamayacağını, şifanın helal kaynaklardan aranması gerektiğini anlatan Doç. Dr. İlker ALAT konuşmasında "Herhangi bir hastalığımız sebebiyle kalkıp da hemen harama sarılmamalıyız. Ne olursan ol, harama sarılma deniliyor. Helal kaynaklara ulaşacak tedbirleri almamız gerekir." diye uyarılarda bulundu.




HELAL YAŞAM REHBERİ
Ocak-Şubat 2017


9 Ekim 2019 Çarşamba

YEDİKITA (Mart 2018)





Derginin kapak konusu olan Marshall Planı, hayli uzun ve derin bir mevzu. Siz en iyisi onu dergiden okuyun. Ben Baklava ve zerdeden alıntı yapacağım. :)



ZERDE

Osmanlı mutfağıyla ilgili bütün kaynaklarda geçen zerdenin, bugün neredeyse esamesi okunmuyor. Eskiden sade ve sütlü olmak üzere iki çeşidi bulunan zerdenin, olmadığı düğünlere düğün denmez, zerdesiz bir düğün düşünülmezmiş.
Safranla renk ve koku verilen bir çeşit şekerli pirinç peltesi olarak tanımlanan zerdeyi günümüzde çok az yerde hâlâ bulmak mümkün.







BAKLAVA

Günümüzde uğruna büyük mücadeleler verilen, paylaşılamayan bir lezzet:
Baklava... Başta Yunanlılar ve Suriyeliler bu geleneksel tatlımızı sahiplenmeye çalışsa da 2013 yılında baklava, Türk tatlısı olarak tescillendi. İsmi eski kaynaklarda "baklağu" ve "baklağı" şeklinde geçen baklavanın, günümüzdeki yapılış biçim ve şekline Osmanlı devrinde kavuştuğu biliniyor. Bugün Balkanlardan Hindistan'a, Amerika'dan Arap Yarımadası'na kadar dünyanın dört bir tarafında damaklarda müstesna bir tat bırakmaya devam ediyor.



YEDİKITA DERGİSİ
Çamlıca


7 Ekim 2019 Pazartesi

BÜYÜK DOĞU (25 Ağustos 1950)


Eski dergilere, mecmualara bakmak ilgimi çeker. Bazı mevzuları anlayamasam da.  Daha önce de okuduğum sayılardan bazı iktibaslar yapmıştım. BURADAN ulaşabilirsiniz.
Elimde bir kaç sayı daha mevcut. İlerleyen zamanlarda onları da inşaallah okuyup paylaşmayı düşünüyorum.





İSİM

Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamberin, Şehadet Kelimesi içinde her ân kullandığımız baş isimleri kâinatça malûm... Aslî harfleriyle dört, Lâtin harfleriyle de sekiz harfli ve üç heceli mukaddes isim... Usulümüzü yakından tanıyanlar, bu ismi kaydetmekteki mazeretimizi bilirler. Esasen bu ismi, ibadet mecburiyeti dışında, hiçbir gerçek Müslüman, saçından topuğuna kadar zelzeleler geçirmeden kullanamaz, ve ismin Sahibini, ancak, herhangi bir sıfatın tavassut aynası içinden görüp gösterebilir. Bu noktada, yalnız bazı  müminlere aşikâr, derin bir sır var... Bu isim; Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamberin baş ismi, içinde nurun, bütün kâinatı bir lâhzada yakıp kül edecek kadar kesifleştiği bir ateş merkeziyet ve mahremiyeti... İşte bu merkeziyet ve mahremiyet noktasına, incilâ bulmuş bir imanla, sokaktaki bekçiyi anar gibi, duygusuz ve teklifsizce nasıl girilebilsin?.. Sadece hadlerdeki edep esrarını tanımıyanların kârı olan bu duygusuzluk ve teklifsizlik, Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamberden bahsedebilmek davasındaki ehliyetsizliğin başlıca usul noktalarından biri olmak lazım... Fakat kaba mantık çerçevesi içinde kolayca zaptı mümkün olmıyan bu inceliği izah, sekizinci bir renk ve dördüncü bir buudun tarif ve teşbihini yapmaya çalışmak kadar çetin... Dedik ya: sır, bu... Tutmaya çalışıldıkça uçup gidecek ve örselenecek olan kelebek kanadı... Ha onu izaha çalışmak, ha gölgelerin derinliğini kulaç aletiyle ölçmeğe kalkmak...

Hele O'na ismiyle hitap, din nüktelerini bilenlerce en ince bir yasak... Allah bile, O'na, Kur'anın'da, hâs ismiyle hitap etmedi. Her kayıttan münezzeh Mutlak Zatın, bizzat verdiği edep ve haya dersine dikkat edelim... Böyleyken, asırlar boyunca Kur'an tefsircîsi ve derin Müslüman geçinmiş birçok kimse. Kuranda böyle bir hitap
kelimesi olmadığı halde, «Ya ........! diye, İlâhî hitaba, sadece hedefinin malûm olmasına dayanarak mukaddes ismi ilâveden çekinmemişler ve kabalıklarından ürpermemişlerdir. Bütün dünyada ve belki birçok devirde mütehassısı yalnız birkaç ustadan ibaret bir kuyumculuk sanatı gibi pek az kişinin bildiği, bizimse İlâhî bir lûtufla bağlıca bilgi ve esrar sahiplerinden bir büyüğe rastgelmiş olmaktan başka bir imtiyazımızı ifade etmiyen bu hususiyeti, mukaddes isme temas bahsinin anahtarı olarak kullanmaya mecburduk. Gerçekten mukaddes isim bahsini, bu anahtardan başka hiçbiri açamazdı.

Necip Fazıl Kısakürek - Çöle İnen Nur


BÜYÜK DOĞU MECMUASI


Hürmetsizlik edilmesine hiçbirimiz razı değiliz. Fakat yazıda "Allah bile, O'na, Kur'anın'da, hâs ismiyle hitap etmedi." dense de benim bildiğim Muhammed (s.a.v.) suresinde ve Fetih surelerinde geçiyor. Biraz araştırdım ve dört yerde geçtiği bilgisine ulaştım. Ayetlerin meallerini aşağıda bulabilirsiniz.

2- İman edip salih amel işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed'e indirilen kitaba inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir. (Muhammed suresi)

29- Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. (Fetih Suresi)

144- Muhammed, ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse, Allah'a hiçbir şekilde zarar veremez. Allah şükredenleri mükafatlandıracaktır. ( Al-i İmran Suresi) 

40- Muhammed, sizin adamlarınızdan hiçbirinin babası değildir. Ama Allah'ın Resulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkiyle bilendir. ( Ahzab Suresi)