29 Mart 2020 Pazar

SİGARA RİSALESİ




Sigara içenlerin mutlaka okumaları gerektiğini düşünüyorum. 
Risaleden alıntı yapmayacağım.
Buradan okuyabilirsiniz.



Bu yayını aslında 2019 yılında yayınlamıştım. Fakat şu sıralar salgın hastalık sebebiyle sigara yine gündeme geldi. Sigara içenlerin daha çok etkileneceğinden bahsediliyor. Ben de tekrar yayınlamaya karar verdim.

Yıllar önce pek çok gerçek alim sigaranın haram olduğunu bildirmişlerdi. Lakin toplum olarak bunlara pek kulak asılmıyordu. 

Geçenlerde markete gittik. Uzun süre dayanabilecek şeylere bakıyorum. Konserve vs. gibi. Tamamen sokağa çıkma yasağı gelirse diye düşünerek. Fakat arkamızdaki alışveriş arabasındaki pek çok sayıda içki kutularını görünce şaşırdım doğrusu. Hiçbir şey bize ibret olmuyor kardeşim.

Alkol virüsü öldürüyormuş deyip içiyorlar mı nedir anlamadım. Hz. Allah'ın (c.c) kesin haram deyip de, ondan şifa vereceğini zannetmek nasıl bir düşüncedir bilemiyorum.




26 Mart 2020 Perşembe

İNSAN VE HAYAT (Temmuz 2017)





İskilip dolaylarında bir hikaye anlatılır. Hikayeye göre bir kız, mesleği deri tabaklamak olan bir aileye gelin gider. Aile deri tabaklama işiyle meşgul olduğu için evin içi de yoğun bir kokuya sahiptir. Yeni gelin eve alışmakta zorlanır. Evin hemen alt katında deri tabaklama işi icra edildiğinden camları bile düzgün açamaz.

Olacak gibi değil, sıvar kolları ve kendini evi temizlemeye adar. Aradan belli bir süre geçtikten sonra, evin daha az koktuğunu fark eder. Artık eskisi kadar temizlik yapmasına gerek yoktur. Günlerden bir gün kaynanasıyla arası gerilir. Gelin hanım tartışmanın hararetiyle "Ben geldiğimde eve kokudan girilmiyordu. Gece gündüz evi temizledim de ev eve benzedi."
Gelinin kaynanası bu cümleye gülmeye başlar. Çünkü durum hiç de gelinin sandığı gibi değildir. Yani gelini, eve geldiği gün evin içi nasıl kokuyorsa yine aynı şekilde kokmaktadır. Tek fark, gelin hanımın burnu artık kokuya iyice alışmıştır. Yaptığı temizlik sayesinde evin az koktuğunu düşünmektedir.



Pazarlamada en sık yapılan hatalardan birisi olan hikayedeki bu hal, kaynaklarda "kurumsal körlük" olarak adlandırılır. Kurumsal körlük; yenilik ihtiyacı hissetmemek, değişimi görememek ve kendini mevcut halde yeterli görmek olarak bilinir. Ancak satış ve pazarlama dilinde manası biraz daha farklıdır. Kastedilen kurumsal körlük; işletmelerde meydana gelen birtakım kusur ve eksikliklerin, aradan belli bir süre geçtikten sonra ciddiye alınmayıp görmezden gelinmesi halidir.

Alışılmış çaresizlik

Basitmiş gibi görünen bu görmeme hastalığı, müdahale edilmediği takdirde işletmelerin sonlarını dahi getirebilir. Her gün karşılaşılan kurumsal körlüklerden birkaçına misal verelim: Bir şey almak için herhangi bir iş yerine girdiğinizi düşünün. İçeri girer girmez hemen köşede duran içi kirli suyla dolu paspas kovası dikkatinizi çeker. Bu size çok itici gelir ve içinizden işletmeyi eleştirirsiniz. Muhtemelen sonraki alışverişinizi aynı yerden yapmayı da istemezsiniz. Doğru olan paspasın işi bittikten sonra göz önünden kaldırılması iken, neden iş yeri sahipleri bunu görmezden gelebilmektedir? Aslında sebebi bellidir. Gelin hanımın burnunun alıştığı gibi, işletmecilerinde gözleri bu manzaraya alışmıştır.

Bu tarz misalleri artırabiliriz. Kırık sandalye arkalığı, dengesiz masa ayağı, dağınık raflar, üzerinde bant lekeleri olan camekân, eskimiş-yıpranmış-yırtılmış-kırılmış işletme gereçleri, çalışanların kirli önlükleri, kırık fayanslar... bu liste böylece uzayıp gider. En bariz olanlarından bir tanesi de işletme tabelalarıdır. Rengi solmuş, harflerinden birisi düşmüş ya da kir pas içinde olan o kadar çok işletme tabelası vardır ki, işletme sahipleri bu durumu bir eksiklik olarak görmezler. Gözleri bu duruma o kadar alışmıştır ki her gün girip çıktıkları halde tabelalarını fark etmezler bile. Tabelalar işletmenin kıyafetleri gibidir. Bununla ilgili bir misal de vereyim. İlaç almak için hastaneden çıkmıştım. Eşit mesafede olmasına rağmen iki eczaneden soldakini seçmiştim. Çünkü gözüme daha düzgün göründü. Tabelası yeni ve camları ışıl ışıldı. Sağ taraftaki eczane ise güneşten rengi solmuş ve eskimiş bir tabelaya sahipti. Sırf tabelası yüzünden benim gibi kaç müşteriyi kaybetmiştir kim bilir?


Körlüğün tedavisi

Kurumsal körlüğe cevap veren tek tedavi yöntemi denetimdir. Yalnız bu denetim işletme sahiplerince değil, bağımsız gözlemciler tarafından gerçekleştirilmelidir. Küçük ölçekli işletmeler bunu en iyi müşterileri vasıtasıyla yapabilirler. Özellikle devamlılığı olan sadık müşterilerden faydalanabilir. Belli müşterilerden onlara daha iyi hizmet verebilmek adına işletmeyi eleştirmesi istenebilir. Bu hem onları memnun eder hem de işletmenin dikkatinden kaçan şeyleri görebilmesini sağlar. Aynı şekilde başka işletme sahiplerinden bile yardım istenilebilir. Çünkü insanlar kendi hatalarını görmekten ziyade başkalarının hatalarını görmeye daha meyillidir.
Büyük ölçekli işletmelerin işi bu konuda daha da kolaydır. Bağımsız denetçiler aracılığıyla işletmelerini kontrol altında tutabilirler. Yine iç denetim mekanizması sayesinde hem mali hem de performans değerlendirmelerini yaptırabilir, mevcut iş gücünün nitelik ve disiplinlerini artırabilir, işletme içi eksikliklerin giderilmesini ve iyileştirilmesini sağlayabilirler.

Çok bilen tüccarın körlüğü

Ticarette ego olmaz. Ülkemizdeki çoğu tacirin en büyük eksikliği kendilerini yeterli görmelerinden kaynaklanmaktadır. Gelmiş oldukları nokta ve oraya gelirken çekmiş oldukları sıkıntılar "artık unumu eledim eleğimi duvara astım, biz kaçın kurasıyız" tarzında felsefeler geliştirmelerine neden olmaktadır. Basit bir börek ve pastane işleten birisi bile eleştiriye açık olmak şöyle dursun "benim kitabımı yazın da insanlar bir şeyler öğrensin" diyecek kadar ileri gidebilmektedir.
Dünyanın en büyük 500 firmasını inceleyecek olursanız tamamının kendilerini denetlettirdiklerine, personellerine ve kendilerine eğitimler verdirttiklerine, müşterilerini dinlemek için özel birimler kurdurttuklarına şahit olursunuz. Ve hiç birisi de kendilerini yeterli görmemektedirler. Ticarette de "ölene kadar ikaz şırıngasına muhtaç olduğumuzu" anlamamız temennisiyle...

ADEM SERDAROĞLU

...


Süzgeç bölümünde de Enderunlular incelenmiş. Oradan da biraz iktibas yaptım. 

Sarayda Enderunluları ders okurken gösteren bir minyatür


Enderun başlı başına bir terbiye müessesesidir. Selâmlıkta, muayedede (bayramlaşma), Hırka-ı şerif ziyareti esnasında, Padişah'ın huzurunda iken laubali durmak, halk arasında geğirmek, esnemek, aksırmak, kaşınmak, sarımsak soğan ve pastırma gibi şeyler yiyip ortamdakileri rahatsız etmek, sofrada büyüklerden evvel yemeğe başlamak, adaba aykırı bir şekilde yemek yemek, sofrada esnemek, elini sofraya silmek, ekmek kırıntılarını dökmek, yemekten sonra elini ve ağzını layıkıyla yıkamamak, geç çamaşır değiştirmek, üstü başı kirli bulunmak, kibirle yürümek, sakat ve alil olanlarla dalga geçmek, arkadaşlarından birine lazım olan ve verilmesi mümkün olan eşyayı vermemek, cemiyet içinde aynaya bakmak ve kıl koparmak, kadınlara mahsus renklerde elbise giymek, hocaya, yaşlıya saygı göstermemek gibi haller acemilerde görüldüğünde lalalar tarafından ihtar olunurlardı. Perşembe ya da cuma geceleri el ve ayak tırnakları tenha bir yerde kesilirdi. Abdest ve ayak havluları iki günde bir ve mendiller her gün değiştirilirdi.

Enderunlu, bir memuriyete nail olduğunda görevinde lazım gelenleri layıkıyla yapmak, gurur ve büyüklenmeye kapılmamak, zorbalık, kötülük yapmamak, yalan ve mübalağalı, kızgın söz söylememek, edebe aykırı muamele etmekten kaçınmaları hususunda lalalarından nasihat alırdı. Sohbet esnasında söz almadan kendini beğenmiş bir şekilde konuşmak, vefasızlık, rikkatsizlik, muhabbetsizlik, insaniyetsizlik gibi menfi huylarda bulunmanın kötü neticelerini lalalar hatırlatırdı. Kötü huy ve davranışlarda bulunanlar, Saray-ı Hümayun adabına aykırı olmaları hasebiyle herkes tarafından nahoş karşılandığı gibi gerekli hallerde azar, tehdit, dövme ve hatta kovulmaya kadar giderdi.




İNSAN VE HAYAT DERGİSİ
Çamlıca

23 Mart 2020 Pazartesi

BURSA İLİNE AİT ALBÜM


Tbmm kütüphanesinin açık erişim sayfasına baktım. Eski, nadir eserler var. 
Bu bloğumun ismi "Okuduklarım" olmasına rağmen osmanlıca okuyamadığımızdan fotoğraflarla yetindik. Orada bulduğum bir kaç albümü zaman zaman paylaşmayı düşünüyorum.